Gökhan 的个人资料Gökhan'ın Alanı照片日志列表 工具 帮助

日志


9月26日

Sarhoş Olmalı

Sarhoş Olun...

Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.

Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle? ...

Şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun...

Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; “Saat kaç?” deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: “Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına!.. Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz...”


Baudelaire
Paris Sıkıntısı
2月8日

Kendi Kendime..

21'inci yılımı yaşıyorum yeryüzünde. Ve hala bir "class" seçebilmiş değilim kendime. Son seçimim yanlış olmuş olmalı ki üniversiteyi bıraktım, yeniden hazırlanıyorum. İnsanlar "doktor, asker, avukat ya da maden işçisi" olabilmek için savaş verirken ben bu saatte söyleniyorum kendi kendime.

Düşünüyorum. Bazen bunun ne kötü bir şey olduğunu düşünerek düşünüyorum üstelik. Hani tiki tabir edilen kızlar vardır ya, hiç bir şey bilmezler, tek dertleri pembe bluzlarının altına yakışacak bir kot seçmek olan kızlar ve aptallıkta onlarla yarışan erkekler vardır hani? İşte onları kıskanıyorum bazen. Bu çok huzur verici olmalı. Düşünecek hiç bir şeyin olmaması.

İnsanoğlu ilginç yaratık. Böcek gibi aslında. Öldürmesi çok zor, yaşama iç güdüsü çok kuvvetli. Yaşamı da böcek gibi üstelik. Şehirlerde, kalabalık, üst üste. Yarın sabah işe giderken bir bakın etrafınıza, yaşadığınız şehrin kocaman bir karınca kolonisinden farkı var mı?

Ne demiştik, insanoğlu ilginç yaratık. Böcekten farkı yanları da var ama. Su içerken farketmiştim ilk kez bunu. Su. Hep gizemli geldi bana. İlkokuldan beri yokolmadığını öğrettiklerinden belki. Hani içersiniz, işersiniz ya da ölürsünüz, tekrar toprağa karışır. Buharlaşır, yağmur olur yağar, tekrar.. Tekrar bir başkası içer onu. Bir başkası. Burası çok ilginç gelmiştir bana hep. Elimdeki bir bardak suyun daha önce kimlerin vucudunun "üçte biri"nden olduğunu merak ederim. Sezar'ın içtiği, ya da bir kölenin içtiği su bu mudur acaba? Benden sonra daha kimlerin vucudunda konuk olacaktır?

Yüksekçe bir tepeden Anadolunun topraklarına baktığımda da aynı his dolar içime. Sakin, sessiz dalgalanan bu buğday tarlalarında işlenen cinayetler, savaşlar, düğünler belirir gözlerimin önünde. Ne çok insanın karnını doyurmuştur o buğday tarlaları acaba? Ve altında yatan ne çok insana yorgan olmuştur şimdi? Bir zamanlar ne yapmış olurlarsa olsunlar. İyi ya da kötü. Yetmiş yıl dostum söylediğin gibi.. Bir insanın ömrü.. Aslında çok kısadır..

1月9日

Kuru Rüzgarlar

Ne yukarıda romantik olduğu düşünülen dolunay umrumda, ne de anlamadığım yerlerden gelen rahatsız edici kuş sesleri.
 
Aşk konusunda insanların neden bu kadar duygusal olduğunu çözmüş gibiyim şu an. Bütün o tafralar, gizli fısıldaşmalar falan. Sanırım en küçük iç güdüleri olan "saklı olanı ele geçirme" bu. Bütün bu olanlara ve küçüklüklerine rağmen emsalsiz bir egoları var. Kendi çapında her biri Sheakspeare'in Romeo'su ya da Juliet'i adeta, otuz yıllık şarkılardan seçilen kelimelerle yazılan sahte şiirler, "aşkım"lar.. Erkek kadına çiçek alıp, yemeğe götürüp, yatağa atmakla meşgul. Kadın ne yapıyor bilmiyorum. Yegane sorun herşeyin tek düze olması. Yani ilişkiye başlıyorlar, anlamı olmayan binlerce işten sonra harcanmış vakitlerinin üstüne daha sıcak bir organ için bir başkasına başlıyorlar. Fazlasıyla ikiyüzlü.
 
Yürürken ceketimi düzeltiyorum. Yüzüme gelen kuru rüzgarı elimle tutup kenara çektikten sonra sesin geldiği yere dönüyorum yavaşça. Kuru rüzgarlarla her yerde ve her daim çok iyi anlaşırım aslında ama, şimdi neden tatsızlık çıkardı bilmiyorum. Her neyse, ikisini görüyorum.
 
Biri yatıyor. Diğeri onun üzerinde oturuyor, yatıyor. Onunla birleşiyor, onunla tepiniyor. Sonra öbürü üste çıkıyor. Bildiğiniz şeyler kısacası. İnsanlar bunu yüzyıllardır yapıyor. Hayatının merkezinde seneye becermeyi planladıkları ama liseye kadar kokusunu bile alamayacakları kızlar olan ergenler, bütün parasını aklı ufacık metreslerine yatıran "iş" adamları, vesaire.
 
Onlar insani atasporlarına devam ederken ben hiç orda olmamışım gibi devam ediyorum yürümeye, evime doğru. Anahtarı ararken elimdeki poşetteki biraların sesleri dolduruyor apartman boşluğunu. Bir "sporcu" edasıyla kapıyı açtığımda yüzüme doğru esen sert parfüm kokusu eşliğinde onlar çarpıyor gözüme. anlamsız bir gülümseme. Ve, işte oradasınız siz de, sıcak ve henüz çok yeni organlar..
4月27日

İntihar

 
  İntihar kişinin kendi yaşamına başka birisinden yardım almadan kendi kendisine son vermesi eylemidir. Başka birinin desteğiyle ya da doktor gözetimi altında hayatına son vermesine ise Asistli İntihar ya da ötenazi denir. Yaptığım bu uzun araştırma boşa gitmesin istedim oturup düzenledim:
 
=YÖNTEMLER=
 

KANAMA
 
  Kanama yoğun kullanılan ve vucutta kan kaybına neden olarak ölüme yol açan bir yöntemdir. Genelde arterlere zarar verilerek yapılır. Carotid, radial, ulnar ve femoral arterler hedef olarak seçilebilir.
 
Boğaz: Kişinin kendi boğazını kesmesi çok zor olsa da, bunu yapabilecek otomatik ya da yarı otomatik cihazlar vardır. Örneğin; giyotin. Ölüm kesilen damarlara bağlıdır. Ne kadar çok damar kesilmişse ölüm o kadar hızlı olur. Ayrıca nefes alıp vermeyi sağlayan sinirlerin ya da nefes borusunun kesilmesinin de geri dönüşü yoktur ve ölümcüldür.
 
Bilekler: Amaç radial arter'e hasar verip hızlı şekilde kan kaybı sağlamaktır. Bu sırada tendonları, ulnar ve median sinirlerin kesilmesi ellerde kalıcı ya da geçici duyu ve fonksiyon kaybına neden olabilir (kişi hayatta kalırsa). Bu yöntem genelde geri dönüşü olmayan ve başarılı bir yöntem değildir. Bu yüzden şu ana kadar ki teşebbüslerin sadece yaklaşık %1'i ölümle sonuçlanmıştır.

KARBONMONOKSİT ZEHİRLENMESİ

  Yüksek oranda karbonmonoksit teneffüs edilmesinden kaynaklanan bir çeşit boğulmadır. Ölüm genelde hypoxia(oksijen yetmezliği) yoluyla olur. Karbonmonoksit (CO) sıkça kulanılır çünkü elde etmesi kolaydır. Araçların egzosları ya da tüpler karbonmonoksit için kaynak oluşturabilir. Karbonmonoksit renksiz ve kokusuz bir gazdır ve insan tarafından farkedilemez. CO molekülleri kandaki hemoglobin'e yerleşerek oksijenle yer değiştirirler. Bu vücüttaki oksijen oranını düşürüp ölüme neden olur. Karbonmonoksit zehirlenmesinin şu sıralar en populer yöntemi kapalı bir odada barbekü gibi kömür ürünleri yakmaktır.


SU BOĞULMASI

  Su ya da bir başka sıvı içerisinde beyni oksijensiz bırakmaya yetecek kadar uzun bir süre kalıp nefes alış verişini engelleme yöntemidir. İnsanın oksijen almak için suyun yüzeyine çıkma içgüdüsü göz önüne alındığında kişi reflekslerini engellemek için kendisini ağır bir objeye bağlayıp beraber göl ya da deniz gibi kaynaklara atlamalı ya da yüksek oranda uyuşturucu aldıktan sonra küvete girip suyu açmalıdır, uyuşturucu etkisiyle bilincini kaybeden kurban ilerleyen dakikalarda küvetteki su oranı yüzünden boğularak ölür. Ölümden önce boğulmanın engellenmesi ya da kişinin kurtarılması beyinin oksijensiz kaldığı süre boyuyla ilişkili ciddi beyin sorunları yaşayabilir.


ASPHYXIA

  Kişinin nefes alış verişinin durdurup boğulma yoluyla hayatına son vermesidir. Kendisini oksijen darlığı olan bir odaya kilitlemek ya da kafasını plastik bir poşetle sıkıca sarmak bu yöntemlerden bir kaçıdır. Çoğunlukla etkili değildir. İnsanın oksijene duyduğu refkeksif ihtiyaçtan dolayı kişi son anda oksijen darlığı yaratan cihazı kapatacak ya da poşeti yırtacaktır. 


UYUŞTURUCU/İLAÇ DOZAŞIMI

  Kişinin ilaçları belirtilen dozun çok üstünde ya da birbiriyle tepkimeye girecek kombinasyonlar şeklinde kullanmasıdır. İlaçların uyuşturucular ya da alkolle birlikte alınması da sıkça kullanılan bir yöntemdir ve kaza ihtimalini ortaya çıkardığı için intiharın gizlenmesinde bir yöntem olarak kullanılabilir. Unutulmaması gereken nokta ilaçların alkolle birlikte alındığında başarı oranının düşeceğidir. Hali hazırda yüksek miktardaki ilacı çıkarmaya meyilli olan mide alkolun de etkisiyle bunu daha rahat gerçekleştirecektir. Oysa ilaçların üstüne süt ya da ayran gibi midede oluşacak rahatsızlığı önleyici içeçekler alınırsa başarı oranı ciddi şekilde yükselir. Ancak ilaçların etkileri ya da doz aşımı kişi tarafından tam olarak hesaplanamayacağı için ölüm garanti değildir. Teşebbüs kişiyi ciddi organ hasarlarıyla birlikte hayatta bırakabilir.


ELEKTRİK

  Kişinin kendisine ölümcül oranda elektrik akımı vermesidir. Deriyi geçen elektrik akımının yaratacağı fiziksel hasar bir yana elektrik şoku sinir sistemine zarar verecek, kalbin fibrilasyona girmesine neden olacaktır.


PATLAYICILAR

  Yüksek patlayıcıları (HE) vucuda yakın bir şekilde patlatmak yoluyla ölüme neden olmaktır. Yeterli miktarda patlayıcı bedeni hemen parçalayacağından ölüm sinir sisteminin patlayıcıyı algılayabileceği süreden daha hızlı gerçekleşecektir. Bu yüzden ağrısız bir yöntem olarak düşünülebilir. Yeterli patlayıcının olmadığı durumlarda patlayıcının şok dalgasının neden olacağı damar ve organ parçalamaları, kemik kırıkları ölüm getirebilir. Ancak düşük profilli ya da ev yapımı patlayıcıların kullanıldığı teşebbüsler ani bir ölümden önce ciddi yanıklara neden olabilir. 


ASMA

  Kişinin sabit bir objeye bağladığı halatın çember şeklindeki ucunu boğazına geçirerek tuzak kapı ya da sandalye gibi yüksekliklerden kendisini bırakarak hayatına son vermesidir. Yeterli yükseklik sağlanırsa boyun kırılacağından ölüm derhal gerçekleşir, yoksa ölüm boğulmayla gelir ve kesindir. Kişi ölmeden önce kurtarılır ise ciddi beyin sorunlarıyla karşılaşabilir.


ARAÇ ÇARPASI

  Kişinin hayatına son vermek için özellikle tır, tren gibi araçların önüne atlamasıdır. En yaygın örnek rayların üzerinde bekleyip tren tarafından ezilmektir. Ciddi bir kendi kendine kontrol gerektirir çünkü ilerleyen bir trenin önünde durabilmek zordur. Sonuç neredeyse kesin ölüm getirir ve sürücü için önemli bir travma kaynağı olabilir.


ATLAMA 

  Yeterli yükseklikten atlamak organlarda ve dokuda parçalanmaya neden olup ölüm getirir. Çok yüksek köprülerden suya atlamak da boğulmadan çok doku ve organ parçalanması sebebiyle ölüme neden olur. Örneğin 70 metre yüksekliğindeki Golden Gate köprüsünden atlayan kurban saatte 70 km hızla denize çakılacaktır. Ölüme genelde kırılan kemiklerin neden olacağı iç kanamalar yol açar. Golden Gate köprüsünden gerçekleştirilen teşebbüslerin %98'i başarılı olmuş ve ölümle son bulmustur.


ZEHİRLENME

  Kişinin vucuduna çabuk etki eden toksik almasıdır. Tarihin başından beri örneği çoktur. Örneğin Hitler kendisini bir cyanide kapsulu ile öldürmüştü. Aynı zamanda güzelavratotu ailesinden bitkiler, gene otu da yeterli miktarda olınabilirse toksik özellik gösterir.


DETERJAN İNTİHARI

  Ev kimyasalları karıştırılarak ölümcül gaz elde etme yoluyla kişinin kendi hayatına son vermesidir. Bir kaç belli başlı örnek vardır;

1. Çamaşır deterjanı arındırıcılarla karıştırılabilir

2. Deterjan ve banyo tuzu karıştırılabilir

3. Tuvalet temizleyicisi tuz ruhu ile karştırlabilir.

  Bu üç yöntemle de kişiyi kapalı bir odada öldürmeye yeterli hidrojen sülfit gazı elde edilebilir.


KENDİNİ YAKMAK

  Kişinin herhangi bir yanıcı/parlayıcı madde ile bedeninini yakmasıdır. Genelde protesto amaçlı kullanılır. Ölüm yavaş ve ağrılı bir şekilde gerçekleşir.


ATEŞLİ SİLAHLAR

  Kişinin herhangi bir ateşli silahla kendisini kafasından vurması en yaygın intihar şeklidir. Silah alım satımı sırasında engelleme ve denetleme bulunmayan ülkelerde özellikle yüksek oranda görülür. Silah alım satımının zor ve ruhsata bağlı olduğu ülkelerde ise genelde askerler ve polisler arasında daha sık görülür.


İNTİHAR SALDIRISI

  Kişinin bir başkasının ölümüne neden olurken kendi hayatını da sona erdirmesidir. Hedefine yakınken patlayıcı ateşlemek ya da trafik kazasına neden olmak en yaygın görülen şekilleridir. Genelde dini ve politik organisyonlar tarafından düzenlenirler.


DOLAYLI İNTİHAR

  Kişinin direk kendisine karşı ölüm hareketi almasından öte buna neden olacak hareketlerde bulunmasıdır. Bir kaç farklı örnek verilebilir; savaşta siperlerden bilerek çıkıp vurulan askerler, ya da seri cinayetler işleyip ölüm cezasına çarptırılmasına neden olan mahkumlar gibi. Ancak en sık kullanılan yöntem intihara teşebbüs eden kişinin bir asker ya da silahlı bir polis memurunu kendisine ölümcül güç kullanmasına neden olacak şekilde provoke etmesidir.


=İNTİHAR SÜRECİ=

Ümitsizlik, dayanılmaz durumlardan kaçma, sevileni cezalandırma, dikkat çekme, birisini kaybetme ya da ölen birisine eşlik etme gibi olayların sonrasında  ortaya çıkar. Kişi başka çıkar yol bulamaz ya da denedikleri işe yaramaz. İntiharı pek çok kişi düşünse de her düşünen denemez. Özellikle intiharı modelli öğrenme ile alanlar, daha önce de denemiş olanlar, alkol ya da uyuşturucu etkisinde kalanlar, hayal kırıklığı, üzüntü, öfke gibi duyguları uç noktalarda yaşayanlar deneebilir.

RİSK GRUBU; erkek olanlar, intihar konusunda planı olanlar, yalnız olanlar, ailede kayıp yaşayanlardır.

=İNTİHARLA İLGİLİ BAZI GENEL YANLIŞLAR=

-İntihar eden kişi ruh hastasıdır. YANLIŞ, Yalnızdır, ümitsizdir, depresiftir ama çoğunlukla normaldir.

-Ciddi olanlar intiharla ilgili konuşmaz. YANLIŞ, Çoğu konuşur ipucu verir.

-Tehdit eder yapmaz. YANLIŞ, Niyetini belli ediyordur

-Ani hareket eder, plan yapmaz. YANLIŞ, İntiharların çoğu planlıdır.

-Birden fazla denemez. YANLIŞ, Defalarca deneyenler vardır.

-Deneyen ölmek istiyordur. YANLIŞ, Ölmek değil kaçmak istiyordur.

-Kafaya koymuşsa engellenemez. YANLIŞ, Durdurulabilir, engellenebilir.

-İntihar kalıtımsaldır. YANLIŞ, Kalıtımsal değildir. Öğrenilmiş, durumsaldır.

-Bir kere denediyse tekrar tekrar dener ve mutlaka başarır. YANLIŞ, Denemiş başarısız olmuş ve sonra iyilişmiş pek çok kişi vardır.

-Eşyalarını düzenliyor, kendisiyle ilgileyorsa bu düzeldiğinin hayata dönmeye başladığının işeretidir. YANLIŞ, Ölümden sonra iyi hatırlanmak istiyor olabilir.

=İNTİHARLA MÜCADELE=

Yardım Önerin.

İntiharın doğruluğunu yanlışlığını ya da ahlaki boyutunu tartışmayın. Suçluluk duygusunun arttırır.

Başka insanların da sorunlar yaşadığında bahsetmeyin. İnsanların kendisini anlamadığını düşünmesinden başka işe yaramaz.

Tehlikeli ortamlardan uzak tutun, silah taşımasına izin vermeyin.

=İNTİHARLA 'İNTİHAR SONRASI' MÜCADELE=

Eğer kişi başarılı olmuş ve ölüm gerçekleşmişse;

-Kişinin kahraman olarak gösterilmesi engellenmelidir.

-Saygı duruşu, anma törenleri, anı defterleri gibi şeylerin hazırlanmamalıdır.

-Cenazeye toplu katılımlara izin verilmemeli, çevredeki insanların hayatlarını en fazla 3 gün içerisinde düzene sokmasını sağlamalıdır.

=TOPLUM, HUKUK VE DİN=

Toplumlar bireylerin devamıyla varlık anlamı kazanırlar. Bu yüzden çoğu toplum intihara karşı tavır almıştır. İlkel toplumlarda tabular yoluyla kendisini gösteren bu tutum, tek tanrılı dinlerin ortaya çıkması ile iyice kurumsallaşmıştır. Ancak yine de özellikle doğu toplumlarında intihara karşı daha ılımlı bir tutum süregelmiştir, hatta bazı toplumlarda intihar onurlu bir davranış olarak görme eğilimi oluşmuştur.

Tek tanrılı dinlerin tamamında intihar kesin ve net hükümlerle yasaklanmıştır.

YAHUDİLİKTE intihar günah sayılmakta, intihar edene cenaze töreni düzenlenmemekte ve cesedi katiller ve serseriler gibi suçlularla aynı mezarlığa gömülmektedir. Yine de Tevrat'da anlatılan Samson, Saûl, Abimelek ve Ahitefol gibi önemli kişilerin intiharı ve MÖ 73 yılında kuşatılan Masada kalesinde yaşayan 960 Yahudinin Romalılara esir düşmektense topluca intihar etmesi Yahudi toplumlarında dini yasaklara rağmen intiharın engellenemediğinin göstergesidir.

HRISTIYANLIKTA ilk dönemde intihar oldukça yaygındı. İlk olarak Aziz Augustine intiharı cinayet gibi bir suç olarak adlandırmış ve bu uzun dönem etkisini sürdürmüştü. Ortaçağ Avrupasında intihar edenlerin cesetleri at arabalarına bağlanıp teşhir edilmekte, vucudlarına kazıklar çakılmakta, intihara teşebbüs edip başarısız olan ve hayatta kalanlar diri diri yakılmaktaydı. Bunların ailesi de sorumlu tutuluyordu.

İSLAM da intihara karşı sert bir tavır geliştirmiş ve intiharın adam öldürmekten daha büyük bir suç olduğunu ilan etmiştir. İntihar edenlere cenaze töreni uygulanmaz. Katillerin ve idam edilenlerin bile cenaze törenlerinin düzenlendiği düşünülürse intiharın ne kadar ağır bir suç olarak görüldüğü anlaşılabilir.

Hukuksal açıdan intihar eden kişinin hayatta kalması sonucu cezalandırıldığı ülke sayısı oldukça azdır ABD gibi yerlerde intihar teşebbüsünden sağ kurtulanlar adam öldürmeye teşebbüsten yargılansa da ükemizde intihar teşebbüsünün cezası yoktur. Ancak çoğu ülkede insanları intihara teşvik etmek ya da intihara yardım etmek suçtur.

Bu kadar... 

3月1日

Olamaz! Stage6 Kapandı!

28 Şubat İnternet dünyası için kötü bi gün oldu.. YouTube'un beş para etmez görüntü kalitesindeki süper uyduruk videolarından sonra gerçek High Defination kaliteye sahip yüzlerce 720p ve 1080p belgesel, dizi, kliple dolu Stage6 tam anlamıyla ilah olmustu internet üzerinden video izlemek isteyen kullancılar için. Dosya boyutları çok büyük olsa da sunucuları çok sağlam olduğu için saniyede 240kb hızla video indirebildiğimiz bir siteydi. Son zamanlarda Stage6 benim için internette en çok takıldığım siteydi. Mükemmeldi. DivX Player alacaktım sadece o siteden indirdiğim videoları tv'de izleyebilmek için :(
 
Kapatılacağının duyurulmasından bi kaç gün sonra 28 Şubatta site kapandı. DivX dünyasının başı sağolsun. Gerekçe olarak sitenin yüksek bakım masraflarını karşılayamadıklarını açıklasalarda bu ne kadar inandırıcı tartışılır. Çünkü Stage6 dünyanın en hızla büyüyen internet sitelerinden biriydi.
 
Şimdi Stage6 sitesine girdiğinizde kapanmasına dair bir açıklma var. Sol tarafta kullanıcıları Voeh.com'a yönlendiren bir link var. Peki Voeh Stage6'in yerini tutabilir mi? Cevap basit, kesinlikle hayır. Berbat görüntü kalitesini bi yana bırakırsak VoehTV isimli saçma sapan bi sistemi olan bi video indirmek için sitelerde programlarda dolaşmak gereken çok ama çok kullanışsız bir site Voeh..
 
Stage6'in geri dönmesi şu an imkansız görünüyor. Voeh'de işe yaramaz. Bu dakikadan sonra YouTube'a gidilip o mide bulandırıcı videolara da katlanılmaz. Geriye tek bir umut kalıyor. Stage6 kullanıcıları tarafından hazırlanan yeni bir proje, Stage7! Henüz yolun çok başındalar.. Ama belki bigün Stage6 gibi olur..
 
Çok üzüldüm.. İnternet artık daha sıkıcı bi yer..
2月23日

Süleyman Demirel Üniversitesi Münazara Turnuvası

  Ve Süleyman Demirel Üniversitesinin düzenlediği 2. Geleneksel Münazara Turnuvası bitti.. Ama ne turnuvaydı.. Gözyaşları ve sevinç çığlıkları, rekorlar ve itirazlarla dolu..
 
  2 takım ve 1 juriyle katıldık turnuvaya bu kez. Bizim için ilklerle dolu turnuvanını ilk "ilk"i ilk kez bir turnuvaya juri de götürmemiz oldu. Turgut'un kadim takım arkadaşı Aykut turnuvaya juri olarak katıldı, onun yerine A takımına Turgut'un yanına ben katıldım, B takımında da Sezen ve Meltem. Şimdiye kadar hiç çeyrek final heyecanı bile yaşamamıs üniversitemiz için ilk hedef çeyrek finale kalabilmekti tabi ki.. İlk gün 3 maçta salonlardan genelde 2. çıkarak yeterli puanı topladık. İkinci gün de aynı puanı toplarsak çeyrek finale çıkabilirdik. İkinci gün ilk maçı 1. bitirsek de son iki maçta işin rengi değişmeye başladı. Turnuva boyunca en iyi performans verdiğimizi düşündüğümüz Işıl'ın jurilik yaptığı 5. maçtan sonuncu çıktık. Ve tüm umutları son maça bıraktık. son iki maçın sonucu ve çeyrek finale çıkanlar akşam bir otelin barında açıklanacaktı. Ve doğrusu son maça kalmıs olmanın getirdiği moral bozukluğu yüzünden çok da umudumuz yoktu.. Sonuçlar açıklandığında ilk 16 takım arasında bizimde adımız okundu ve 10 puanla çeyrek finale çıkmaya hak kazandık. Bu arada son maçta 1 puan alın size bira ısmarlarım diyen Ege bölge başkanı Hıdır 2 puan almamıza ve çeyreğe çıkmamıza rağmen bira ısmarlamadı Açık ağızlı
 
  Böylece bir rekor kırılmış Akdeniz Üniversitesi ilk kez çeyrek finale çıkmış, ben de daha 2. turnuvasında üniversitesine çeyrek final getirmiş bir öğrenci olarak Akdeniz Münazara'nın en iyi CV'li konusmacısı olarak tarihe geçmiştim (havamı da atayım :P). Ancak 3. gün beklenenden de iyi başladı. Çeyrek final bile bizim için rekorken rahatlıkla yarı finale çıkma başarısı gösterdik!
 
 Ve böylece turnuvanın en tartışmalı maçı olan yarı final maçı başlamıs oldu. Galatasaray Üniversitesinin Hükümet Açılış olarak başlattığı maçta biz Muhalefet Açılış pozisyonundaydık. Konusu "Bireyler Vergilerini Doğrudan Belediyelere Ödemeliler" olan maçı "Bireyler vergilerini devlete versinler devlet belediyelere şu şu yolla dağıtsın" diye başlatan Galatasaray Üniversitesine konuyu çarpıttığı için itiraz ettik. Burda Galatasaray Üniversitesinin yaptığı şeyin statükoyu değil vergilendirme sistemini değişirmek olduğu ve konuyla alakasız olduğunu açık açık anlattık. Maç bittiğinde itiraz yüzünden Galatasaray'ın sonuncu olmasına kesin gözüyle bakılıyor, kulislerde Akdeniz Üniversitesinin büyük ihtimalle finale çıkacağı konusuluyordu.. Galatasaray Üniversitesinin takımı maçtan sonra "Konuyu yanlış açtık kafadan battık, inşallah kapanış takımı Bilkent'i de aşağı çekmemişizdir" diyordu..
 
  Nihayet sıra finale kalan takımları açıklamaya geldi. İlk salondan çıkan 2 takım da 5 jurinin oy birliğiyle seçilmişti. ODTU ve Yeditepe-İstanbul Ticaret Açık Takımı. Sıra İkinci, yani bizim bulunduğumuz, salona geldi. İlk takım yine 5 jurinin oy birliğiyle belirlense de ikinci takım için juri Galatasaray ve Biz arasında epey tartısmıs sonra da finale çıkan takımın 2'ye 3 oyla Galatasaray olması gerektiğine karar vermişti(!) O açılışla bu en çok Galatasarayı şaşırtan karar oldu. İtirazlar işe yaramadı ve böyle tartışmalı bir durumda turnuvayı yarı finalle kapatmış olduk..
 
  Tartışmalı bir sonu da olsa, bu turnuva bizim için çok başarılı oldu, ilk kez bir takımımız yarı finale çıkıp finali kıl payı (sadece tek bir oyla) kaçırmış oldu. Jurimiz Aykut bir maçta Salon Başkanlığı yaptı ve Turnuvayı Akdeniz Üniversitesi olarak tüm Ege Bölge Üniversiteleri arasında en iyi dereceyle bitirmiş olduk.. Süleyman Demirel Üniversitesine ve tüm katılımcılara teşekkürler.. 
2月14日

Hayat Ne Kadar Yoğun?!

Ege Bölge Konsey toplantısını başarıyla organize ettikten sonra sıra hemen ertesi gün Selçuk Üniversitesinde yapılacak olan Ulusal Konseyde üniversitemizi kimin temsil edeceğine geldi. Hem ulusal camiayla tanışmam hem de bu konuda tecrübe kazanmam için ilk öneri Selçuk Üniversitesinde Akdeniz Üniversitesini benim temsil etmem gerektiğiydi. Ancak hem 3 gecedir hiç uyumamıs olmam, hem de bu sene Ulusal Konseyin beklenenden ateşli geçeceği tahmini yüzünden daha tecrübeli olan kulüp başkanları gittiler..
 
Ancak sadece bir gün sonra üniversitelerde türbanı serbest bırakacak yasayı protesto etmek için Ankara'da düzenlenen mitinge katılmaya karar verdik. Üniversite 5 otobüslük kontenjan ayırsa bile sadece 5-6 saat hazırlanabilme imkanımız olduğundan ancak 2 otobüsü doldurabildik. Gece yola çıkıp sabah Sıhhiye Meydanındaki protestoya katıldık ve hava kararmadan tekrar yola çıkıp gece Antalya'da olduk.. Otobüsün klimalarının giderken hiç çalısmayıp dondurması, dönerken fazla çalısıp yakmasını saymazsak kaptanımız sayesinde yolculuk çok keyifli geçti, çok kafa adamdı :) neyse yorulduk ama değdi..
 
Ve şimdi tüm bunlardan bi kaç gün sonra Süleyman Demiral Üniversitesi'nin Ulusal Münazara Turnuvası yarın sabah başlıyor. Ben de turnuvaya Akdeniz Üniversitesi A takımımın 2. konuşmacısı olarak katılıyorum. Sabah yola çıkmamız gerekiyor erken yatmam lazım.. pff
 
Ha bir de tabi tüm bunların üstüne ben sevinci hala seviyorum :P 

Ege Bölge Konseyi Toplantısı

Bu sene Ege Bölge Münazara Konseyini Akdeniz Üniversitesi olarak biz düzenledik. Bölge başkanlığı seçimini saymazsak sakin bir toplatıydı. Pamukkale Üniversitesi Ege Bölge'den ayrılma kararını durdurdu. 4. Ege Bölge Turnuvasından sonra Pamukkale ve Ege Üniversiteleri arasında gerilen ipler biraz olsun gevşedi. Ege Üniversitesi başkanlık dönemi boyunca büyük eleştirilere maruz kalsada Süleyman Demirel Üniversitesine karşı Başkanlık seçimini kazanmayı başardı. Aynı toplantıda üniversitemizde Ege Bölge Başkan Yardımcısı sıfatını kazandı..  
2月8日

DirectX 10 ve Vista

Uzun upuzun bi tatili daha bilgisayar başında harcadım bu yıl, ancak yeni ekran kartı bu seneyi biraz daha eğlenceli kıldı elbet. Yeryüzündeki en güçlü agp kartlar olan ATI HD2600 serisinin Pro modelinden edindim bi tane, üstüne 1 gb ram ve Vista ile sınıf atlamış olduk :) Sistemde sınıf atlayamayan tek parça PSU oldu, yeni donanıma dayanamayıp feci şekilde patladı, fan bosluğundan yanarak fırlayan parçalar gördüm! :D neyseki öbür tarafa giderken başka hiç bir parçayı yanında götürmedi de fazla masraf olmadı..
 
Ve Vista'yla tanıştık nihayet. Bir devrim değil belki, ancak XP'nin bir adım ötesi kesinlikle.. Ultimate için konusuyorum, klasörlerin içeriğini açmadan görebilmek, game explorer, dreamscene ile haraketli masaüstü arkaplanlar ilk bakışta dikkat çeken yenilikler. Arka tarafta pek çok yenilik var ufak tefek, bi sürü sürücü kurmakla uğraştırmaması, ilk başlarda karşılaştığım bazı ufak sorunların güncellemelerle hemen çözülmesi pek hoşuma gitti. Söylenecek çok şey yok aslında gelecek Vista'nın, insanlar istesin ya da istemesin..
 
Peki ya DirectX 10? Ballandıra ballandıra anlatıldığı kadar var mı? Onlara da baktık. HD2600Pro'nun DirectX10 performansı çok kötü sayılmaz. Pek çok oyunu DirectX 10 deneme şansı buldum. Ama görünen o ki, yapımcıların bugün için DirectX 10'dan anladıkları şey daha yüksek çözünürlü kaplamalar daha detaylı gölgeler falan. Sanki yeni bir API dizilişi yok da oyunlar için maksimum grafik ayarlarının adı DirectX 10 olmuş. Mesela Bioshock'ta karakterlerdeki derinlik hissi geliştirilmiş, World In Conflict'te bulutlar daha iyi görünür hale getirilmiş, Company of Heroes'da yerlere bir sürü ufak tefek taş yada çiçekler eklenmiş gölgeler dinamik hale getirilmiş.. Ama bunlar DirectX 9 ile yapılamaz mıydı? Dinamik gölgeler faha önce pek çok DirectX 9 oyunda vardı zaten? Yada haritalara detay olsun diye taş çakıl koymak mı DirectX 10? Aslında bu konudaki en iyi cevabı Crysis verdi. DirectX 10 Exclusive bir oyun olan Crysis'in dinamik gölgeleri, ultra gerçekçi okyanus teknolojisi, parallax occlusioun, tessalation, sunshaft, coronas gibi pek çok directx10 teknolojisi config dosyalarıyla oynayarak DirectX 9'da da açılabildi!
 
Sonuç olarak en azından bugün DirectX 10 uzak görünüyor. Piyasada henüz hiç DirectX 10 oyun yok, oyunlar hala DirectX 9 API'leriyle hazırlanıyor ve DirectX10 dedikleri şey ufak bir bonus olmaktan öteye gidemiyor. Bunun üstüne ATI kartların sürücü sorunları yaşamaları, Nvidia kartların DirectX10'da toptan çuvallaması (LostPlanet'de ATI kartlar bir yığın bozuk görselden başka bişey veremedi, Call of Juarez'de Nvidia kartlar öylesine kötü sonuçlar verdi ki Nvidia bir açıklama yapıp "Call of Juarez'e ekstra kodlar koyup bizim kartları yavaşlatıyorlar" bile dedi! Üstelik oyun Nvidia logosuyla açılırken :D) eklenince henüz DirectX10'dan çok şey beklememek gerekir.. Ama henüz.. Gelecekte dudak ısırtan yapımlarla karşılaşacağımız kesin..
    
12月23日

4. Ege Bölge Münazara Turnuvası

 
 Akdeniz Üniversite Münazara Kulubüyle ilk turnuvamda Ege Üniversitesine misafir olduk. 6 kişiden oluşan 3 takımla gittik yarışmaya; Sezen ve Meltem "A" takımı, Ben ve Turgay "B" takımı başkanlarımız Turgut ve Aykut "C" takımı olarak. Yol masrafları ve harçlıkları ve turnuva katılım ücretini kendi üniversitemiz karşıladı. Ege Üniversitesi de iyi misafir etti bizi. Konuk evinde tek kişilik odalarda yok yoktu. Sabah konuk evinde kahvaltımızı da, 2 öğün yemeğimizi de Ege karşıladı.
 
 Turnuvada ilk gün Ege Üniversitesinin düzenlediği Efes - Şirince gezisiyle başladı. Efes şehrini rehber eşliğinde gezdikten sonra Şirince'de çantalarımızı şaraplarla doldurduk. Turnuvanın resmi açılısı Cuma akşamı Açılış Kokteyliyle başladı. Alkolün sınırsız olduğu kokteylde Şirinceden alınmış sişe şişe meyveli şarap bi kaç saat içinde tüketildi..
 
 İkinci gün sabah kahvaltıdan sonra İletişim Fakültesinde yarışmacılar ve salonları anons edilmeye başlandı. Ve tabi ki korktuğum başıma geldi. Perdede turnuvanın ilk günü ilk maçın ilk salonundaki ilk takım belirdi; "Akdeniz B"! İlk konuşmacı olmanın getirdiği stresde olsa ilk maçımızda salondan 1'inci çıktık. Ama günün ve bence turnuvanın olayı bugün, Sezen ve Meltem'in Uludağ Üniversitesinin 3 takımıyla aynı salona denk gelmesi ve 3 takımını da yenip salondan birinci çıkması oldu :) toplam 3 maç yaptık Cumartesi günü. Aynı günün akşamı üniversite bizi toplayıp fasıla götürdü. Meltem fasıla gelmediği, Sezen de bira içtiği için bir 70cc'lik bir 35cc'lik rakıyı 4 kişi içmek zorunda kaldık :)
 
 Üçüncü gün akşamdan kalmış olmanın getirdiği baş ağrılarıyla 3 maç yaptık. Prosedüre göre toplam 6 maç yapılmıs oldu ve 4. gün çeyrek finale çıkacak en yüksek puanlı 16 takım belirlendi. 6 maçı 9 puanla bitiren "A","C" ve 8 puanla bitiren "B" takımlarımızdan çeyrek finale çıkmayı başaran olmadı. Pazar gecesi Alsancak'da bir rock barda açıklanan sonuçlar moralimizi de yerle bir ettiği için eğlenemedik. Bizde bardan çıkıp kordonda bi kafeye oturup bi kaç bira içtik, hüzün dağıttık.
 
 Dördüncü gün çeyrek final, yarı final ve final maçından sonra 4. Ege Bölge Turnuvasının galibi Galatasaray Üniversitesi oldu. Ve böylece tartışmalı bir turnuva (Ege'nin 5 takımı da çeyrek finale çıktı, final maçında herkes Ege'yi birinci beklerken Galatasaray nasıl birinci çıktı anlaşılamadı. Juri Panel başkanı olan Hami'nin yönettiği maçların tamamından üniversitemiz sonuncu çıktı!) sona ermiş oldu..
 
Ege'de çeyrek finale çıkamadık ama gözümüzü Şubatta Uludağ Üniversite'sinin düzenleyeceği ulusal turnuvaya diktik..
 
 
11月16日

Türkçe Crysis Video 2

 
Crysis Turkish Demo - Funny videos are here

Türkçe Crysis Video 1

 

Ve sonunda.. Crysis Türkçe!

13 Kasımda nihayet beklenen oldu ve oyun çıkmadan önce Türkçe videoları yayınlandı. Mükemmel. Oyun yarın d&r gibi mağazalarda satışa çıkacak ve fiyatı sadece 49 YTL olacak. Lütfen aşağıdaki yazıyı sabırla okuyun ve yarın sabah gidip orjinal bir Crysis alın. Benim ilk işim bu olacak..
 
Türkçe Crysis'i Kopyalatmayalım, Çaldırmayalım

Zaten farkındaydım ama dün Yerli Kardeşlerle konuşurken iyice anlamış oldum, Crysis bizim son şansımız. Bu ülkede bir oyun sektörü oluşması, orjinal oyunların bir lüksten çıkıp alışkanlık haline gelmesi için son şans. Eğer Crysis bu ülkede satmazsa başka hiçbir oyun hiçbir zaman satmayacak!

Yıllardır Süren Kısır Döngü
Bunun niye böyle olduğunu biraz açayım isterseniz. Türkiye'de orjinal oyunların satılmasının önündeki büyük engeli, kısır döngüyü anlamalıyız önce.

- Türkiye'de orjinal oyun satılmıyor çünkü bu ülkenin şartlarına göre çok pahalı oyunlar
- Öyleyse firmalar Türkiye'ye daha ucuz fiyat uygulasalar orjinal oyun satılır
- Ama Türkiye'de fiyatlar İngiltere ve AB fiyatlarının altında olursa birisi burdan oyunları toplar, oralara kaçak olarak satıp firmaları zarara uğratır (geçmişte çokça yaşandı)
- O zaman oyunları tamamen Türkçe yapsınlar, Türkçe konuşan, Türkçe yazılı bir oyunu AB'ye satamazlar.
- Ama Türkiye'de orjinal oyun satılmıyor, şu an ki satış adetleri Türkçeleştirme masraflarını bile kurtarmaz.

Yıllaryılı bu kısır döngü yüzünden bu ülkede orjinal oyun satılmadı ve orjinal alan arkadaşlar da cidden yüksek fiyatlara ciddi bir fedakarlık yaparak aldılar. Ülkemizde vergiler yüksek olduğu için bugün orjinal oyun alan biri AB ve ABD'deki bir oyuncudan daha fazla para ödemek zorunda. Oyun ithalatçıları kendi kâr marjlarından kısarak bu fiyatları dengelemeye çalışıyor. Ama konsol oyunlarında olduğu gibi ithalatçı firma kendi hissesinden düşürmezse astronomik fiyatlara çıkıyor oyunlar.

CRYSIS Neden Bir Şans?
Yerli Kardeşler hiç bir maddi kaygı olmadan, ciddi zararlar etmeyi göze alarak Crysis'in Türkçeleştirmesini sağladılar. Tek dertleri ülkelerine fayda sağlamak, Türk oyuncularına bir hediye verebilmiş olmak. Dünki görüşmemizde de defalarca üstüne basarak "Eğer CRYSIS bu ülkede satılırsa, diğer firmalar da Türkiye'nin potansiyelini görür ve oyunlarını Türkçe çevrimi ile çok daha ucuza satmaya başlarlar" dediler. Gerçekten de CRYSIS başarılı olursa yıllardır içinde olduğumuz kısır döngüyü kırıp, gelişen bir oyun sektörü oluşturabiliriz. Bunun faydaları şunlar olur:

- Bütün oyunlar Türkçe olur, oyunları kendi dilimizde, adam gibi anlayarak oynarız. Yarım yamalak anladığımız, bir yandan oynarken bir yandan sözlük karıştırdığımız oyunlar mazide kalır.
- Bugün orjinal oyun alan arkadaşlar bunun yarı fiyatına almaya başlarlar oyunları.
- Orjinal oyun ESRB ve PEGI gibi sistemleri kullandığından oyuncuların yaşlarına uygun oyunlar almaları sağlanır. Medya'nın oyunlara saldırmak için bir gerekçesi kalmaz.
- Oyunlarımız orjinal olunca tüm oyunları adam gibi resmi sunucularından çok kişili oynamaya başlarız. Hem daha çok zevk alırız oyunlardan hem de profesyonel oyunculuk gelişir.
- Türkiye'de oyun geliştirmeye çalışan firmaların önü açılır. Bugün bir Türk firması yabancı bir dağıtımcı ile görüşme yaparken ilk sorulan ve asla cevaplanamayan soru "Siz kendi ülkenizde kaç oyun satabilirsiniz ki?". Bu soruya cevap verebildiğimiz gün EA, Ubisoft, Vivendi gibi firmalar Türk geliştiricilerini desteklemeye başlayacak, bu ülkede oyun geliştirmek maceraperestlik ya da hobi olmaktan çıkıp gerçek bir iş haline gelecek.
- Oyunlar çok daha geniş kitlelere yayılır. Bugün pek çok casual oyuncu kopya oyun almak yerine hiç almamayı tercih ediyor.
- Kopya oyunlar üzerinden yayılan virüsler azalır.
- Bütün dünya bizi yazılım hırsızı olarak bilmez.

Ama CRYSIS başarılı olmazsa bundan sonra oyununu Türkçeye çevirmeyi düşünen firmalar CRYSIS bile satmadıysa bizim hiç şansımız yok, boşuna uğraşmayalım diye düşünecekler haklı olarak. Türk elinden çıkma, yılın en bomba oyunu, %100 Türkçe ve seslendirmeleri çok başarılı, fiyatı sadece 49 YTL (Kimi yerlerde 46'ya kadar düşürüyor) bir CRYSIS satmazsa bu ülkede, hangi oyun satar?

TÜRKÇE CRYSIS'i KOPYALATMA, KOPYASINI SATTIRMA
Az önce bu oyunun Türkçeleştirilmesinin bizlere bir hediye olduğunu söylemiştim değil mi? Bu hem de sadece seslendirmesi için 75.000$ harcanmış bir hediye. Yerli Kardeşler bu 75.000$'ın havaya gidebileceğini bile bile yıllar süren bir kararlılıkla yaptılar bunu. Bu bir hediye, yani artık bizim. Burda bir oyunun satış rakamını veya EA'in mali tablolarını tartışmıyoruz, Türk oyun sektörünün geleceğini konuşuyoruz. Bu bizim geleceğimiz, yıllarca daha kopya oyunlara mahkum kalmak istemiyorsak, adam gibi orjinalinden oynamak istiyorsak bütün oyunları ve bunun için eskisinden daha az ödemek istiyorsak işte fırsat, işte şans ve emin olun bu son şans. Bu oyunu başarıya ulaştırmak zorundayız. Yoksa ikinci bir CRYSIS olmayacak.

Neler Yapabiliriz
Türkçe CRYSIS'in başarılı olmasının ilk şartı kırılmaması elbette. Ancak İngilizce versiyonu şimdiden kırıldı ve Yerli kardeşlerin söylediğine göre bir dil kırıldı mı diğerlerini kırmak pek zor değil. Yine de orjinal Türkçe'si çıkmadan kopyası çıkamaz. Bu yüzden hareket etmek, birşeyleri değiştirmek için vaktimiz var. Benim aklıma gelen yapılabilecekler şunlar.

- Tüm arkadaşlarımızı oyunun orjinalini almaya ikna edelim. Kopyasını alan arkadaşlara aslında kendilerine kötülük yaptıklarını anlatalım.

- Genelde hack ve crack grupları gururlu kişilerdir ve dertleri yazılım devlerinin kullanıcılarını sömürmesine karşı çıkmaktır. Tanıdığınız crack gruplarına ulaşıp bunun ne kadar önemli olduğunu, CRYSIS'i kırmanın nasıl bir zarar vereceğiniz anlatalım.

- Kopya oyun satan dükkan sahiplerine ricada bulunalım Türkçe'sini satmamaları için. Bu oyun tutarsa ileride orjinal oyun satabileceklerini 2 milyona oyun satıp 1 milyon kazanacaklarına 50 milyona oyun satıp 10 milyon kazanacaklarını, baskınlardan korkmaları gerekmiyeceğini anlatalım.

- Elimizden geldiğince her yerde bu davanın sesini duyuralım, basında tanıdıklar varsa bu konuda haber üretmelerini istiyelim, forumlara ve topluluk sitelerine yazalım.

- Oyunlarla ve bilişimle alakalı her türlü websitesi, dergi, gazete köşesinden bu kampanyaya katılmalarını istiyelim. Bu kampanya Oyungezer'in değil Türk Oyuncularının kampanyası. Bu sayfada yazan herşeyi benim ya da dergimizin ismini kullanmaksızın olduğu gibi alabilir isteyenler. İsterlerse kendi kampanyaları gibi duyursunlar hiç sorun değil, yeterki herkes desteklesin bu davayı.

Benim aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Ama lütfen siz de bu konuda düşünün somut öneriler getirin. Elbette ben 49 YTL de vermem bir oyuna illa kopyasını oynarım diyenler çıkacaktır. Ama onlar da İngilizcesini oynasın bir zahmet. En azından Yerli kardeşlerin özverisine ihanet etmemiş olurlar, vicdan azabı çekmeden oynarlar. Birileri bu oyunun kopyasını satacaksa da İngilizcesi olsun bu. Biz Türkçe CRYSIS'i sonuna kadar koruyalım.
 
(Alıntı: Tuğbek Ölek, Oyungezer Dergisi)

 
9月1日

Empire: Total War Geliyor!

"Tüm total war serisinin en büyük, en mükemmel oyunu olacak. Total War'u total devrim bekliyor!!" Creative Assembly Evet benim yazdıklarım, sizin okuduklarınız doğru! Kingdoms geldi, geliyor derken Creative Assembly bizi hiç beklemediğimiz bir yerden vurdu. Denizden!! Evet, Empire: Total War'la gemiler nihayet savaş meydanına çıkıyor. Yeni oyun motoru sadece tamamen tahrip edilebilir bir savaş alanı yaratmakla kalmayacak, bize gerçek denizler sunacak diyor yapımcılar. Oyun 1700'lerden 1800'lerin başına kadar olan bir zamanı kapsayacak; devrimler, keşifler, imparatorluklar ve barut kokusuyla dolu koca bir yüzyıl! Fransız İhtilali gibi gerçek temalar eşliğinde oyuncu Kuzey Amerika'daki kolonilerini elde tutmaktan Hindistan'da ticaret imparatorluğunu geliştirmek gibi pek çok amaç için mücadele edecek. Yaptığımız her binanın her geliştirmenin direk görülebileceği yeni canlı animasyonlarla dolu bir kampanya haritası bekliyor bizi. Ticaret, diplomasi, casusluk, sayısız görevler ve sayısız gerçek tarihi kişilerle dolu 3 koca kıta. Kampanya içinde İngiltere, Fransa, Prusya, İspanya, Amerika ve yapımcıların deyimiyle "devasa Osmanlı İmparatorluğu" da olmak üzere 10 oynanabilir devletle birlikte geliyor. Yeni 3D deniz savaşları Total War'un aksiyonunu denize taşıyor. Yapımcılar tamamen gerçekçi manevralar; toplar ve tüfeklerle paramparça olan güverteler, yelkenler, direkler ve savaşa direk etkisi olan hava koşullarıyla Empire: Total War'un deniz savaşları PC'de göreceğimiz en iyi deniz savaşı tecbübesi olacağını iddia ediyor. Şimdiye kadar ki Total War'lar göz önüne alınırsa bu adamların iddialarının iddiadan fazlası olduğunu görmek zor değil.. Empire: Total War'un yeni oyun motoru kara savaşlarında devrim yaratacak. Topların, havanların, tüfeklerin patlamaları ve dumanıyla dolu, flüt, trampet ve tüfek gürültülerinin havaya karıştığı, tüfekleri sıkışıp ateş almayan acemi askerleriyle, her bir top patlamasıyla yaralıların ve ölülerin etrafa saçıldığı en gerçek Total War tecrübesi.. Ne zaman mı piyasaya çıkacak? Daha çok var, çok..
8月31日

Bir Tatil Daha Bitti, Yeni Bir Tatil Başlıyor :)

Koca bir yaz tatilini bitirdim, neredeyse bilgisayara bağlı yaşayarak. Peki tüm yaz ne yaptım? Yeryüzünde 19. yılımı da tükettim mesela. Artık 20 yaşındayım, neyse yaş için söylenecek çok şey yok zaten, henüz onu düşünmeyecek kadar gencim. Başka ne oldu bu sene? Geçen sene hayatımda önemli yer kaplayan bir kaç kişi yok oldu. Neyse kişiler hakkında da söyleyecek çok şey yok aslında, o kadar çok ki dünyada, bişey söylemeye bile değmez, 6 milyar! Başka ne yaptım bu yaz, millet Antalya'ya giderken ben ordan kaçtım. Sıcak ama ya, çekilecek gibi değil.. Sonra ehliyet aldım nihayet..
 
19. Yaz'ımı hiç olmadığı kadar bilgisayar başında geçirdim.  Gündüz uyuyan gece uyanık vampir misali bir adam oldum. Saatlerce oyun oynadım. Vampire:BloodLines, Half Life 2 ve Episode One, M2TW, Oblivion, Dark Messiah ilk çırpıda aklıma gelenler. İlk defa bir MMORPG ("knayt" değil elbette) üyeliği alıp online fantastik dünyalara da adım attım, tabi deneme süresi bitti, şimdi Guild Wars'un tam sürümü için 39,99€ biriktirmeye başladım bile. Yaz boyunca oynadığım en iyi oyun Elder Scroll'un 4.'sü Oblivion oldu. İlk "YENİ NESİL" oyun deneyimim gösteriyor ki, gelecek de oyun oynamak için günün 24 saati bile yetmeyecek. Gerçek bir ekonomik hayata sahip pek çok şehirden oluşan, her bir npc'nin sanki gerçek olduğu, yemyeşil ormanlarında saatlerce at koşturmanın bile bu güne kadar oynadığım tüm oyunlardan daha eğlenceli olduğu bir oyun. Bruma kalesinin üzerinden güneşin doğuşunu, Anvil sahillerinde güneşin batışını izlerken gerçekten dinlendiğiniz tek oyun. Sadece bu yaz değil, tüm hayatım boyunca oynadığım en güzel oyundu Oblivion. Savaş bitti, cehennem kapışarı kapandı, oyun devam ediyor, Anvil'de küçük ama güzel bir evim var, kimi zaman geyik kimi zaman hazine peşinde koşmakla geçip gidiyor hayatım. Neyse yani yaz boyu en en eğlenceli vakti bilgisayar başında geçirdim.
 
Peki ne yapamadım? Yeni bir ekran kartı alamadım mesela, hala fx5500'le devam ediyoruz yola, amaz zaten bunun çok da önemi yok, nasıl olsa bilgisayarı bırakıp üniversiteye Antalya'ya gidiyorum artık. Sonra PSP alamadım bir türlü ve işte bu önemliydi, çünkü üniversite dijital bir oyun makinanız yoksa gerçekten çok sıkıcı bir yer..  Başka ne yapamadım? Aklıma birşey gelmiyor, aslında şunu yapacam diye bir planım yokdu o yüzden yapamadığım pek birşey de yok :) 
 
Neyse uzun zaman sonra 10 Eylül'de yeniden ders başı.. Daha gidip kalacak bir yer ayarlamam lazım, sonra tekrar görüşürüz Sevgili Microsoft Windows Live Space'm..
7月29日

Su Savaşları!

 Uzun süre sonra bugün köyüme gittim. Ankara bölgesinde Sakarya nehri kıyısında tarım potansiyeli yüksek zengin bir köy benim köyüm, Yeniköseler. Ama bazı şeyler eskisi gibi değil artık. Sakarya eskisi gibi dolu dolu akmıyor, bazı yerlerde akış tamamen durmuş, çoğu yerde koca nehir yatağından cılız bir su menderesker olusturarak akmaya çalışıyor. Köylünün en büyük sorunu bu, susuzluk.
 İlerleyen saatlerde köyün merkezindeki caminin hopörlerinden bir ses duyuldu; "Köyün gençleri acilen köy merkezinde toplansın! Köyün gençleri..". Bugün bir kez daha bu silahlı gençler mahsullerini, ekmeklerini, geleceklerini yani sularını korumak için yola çıkıyorlar... Bir gün önce zaten iyice azalan nehir suyunun yukarıdaki Beyobası köylüleri tarafından nehir önüne örülen bir bentle durma noktasına gelmesi köylünün sabrının taşmasına neden olmuş. Bu yasal olmayan bent yüzünden sulama yapamayan köylüler sorunu kendileri çözmeye kalkmış.  Silahlı 35 araç dolusu Yeniköseler köylüsü, Beyobası köylülerinin karşı koymaya çalısmasına rağmen benti yıkmış, Beyobası köyünün dinamo ve trafolarına ateş açıp kullanılmaz hale getirmiş. Her ne kadar jandarma şu an bölge de kontrolü sağlasa da, su için savaşın böyle yanıbaşımda patlaması geleceğin pek parlak olmadığının kanıtı galiba.. 
 
-DÜZELTME-
Arafat Sakarya'dan düzeltme yayınlıyorum,
"Su savaşları başlıklı yazını okudum fakat orada yazdıklarına göre bazı şeyler sana yanlış intikal ettirilmiş yada yanlış anlaşılma var;
1 o bahsettiğin köy beyobası değil kranharmanı köyü
2 bizim köyümüz insanları kavgacı bir grup değil dir ve malesef oraya silahla gitmediler
3 zaten herhangi bir kavga olmadan benti kendileri yıktılar
4 bizim köylülerimiz kesinlikle ateş açıp kimsenin dinamo yada panosuna zarar vermediler"
 
6月3日

Etrüskler %97 Türk!

  
   M.Ö. 500’lü yıllarda yaşayan ve Roma tarihinin hakkında en az bilgi sahibi olunan topluluklarından Etrüskler’in bilim adamlarınca masaya yatırıldığı "Tarihten Bir Kesit: Etrüskler" adlı sempozyum, Bodrum’da başladı.
 
   Türkiye eski güzeli Günseli Başar’ın girişimleriyle, Türk Tarih Kurumu (TTK) tarafından Marmara Koleji’nde düzenlenen, 2 gün sürecek sempozyuma 30’a yakın Türk, İtalyan, Rus ve Amerikalı bilim adamı katıldı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan TTK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, "Kazı çalışmalarında tarihçilerin ortaya çıkardıkları bulgular ile yine DNA testlerinden elde edilen bulgular, İtalyanlar’ın ataları olarak bilinen ve Roma tarihinde önemli bir yer tutan Etrüskler’in yüzde 97 ihtimalle Türk olduğunu ve Anadolu’dan yaklaşık 2 bin 500 yıl önce İtalya’ya göç ettiklerini ortaya koyuyor" dedi.

5月25日

İzmir! İzmir!

Ooo ne zamandır İzmirdeyim, sevgilim ve ablamın yanında.. Uzun yıllardır böyle eğlenceli vakit geçirdiğimi hatırlamıyorum. Neler neler yaptım İzmirde! Alsancakı Bornovayı bir İzmirli kadar iyi biliyorum artık :D Buralardaki hemen hemen her bara gittim! Cumhuriyet mitingine bile katıldım.. Neyse şu an pek ilgilenemiyorum alanımla ilk uygun zamanda resimleriyle birlikte ekleyecem buraya..
4月23日

Hocalı Katliamı

Hepimiz Ermeniyiz diyenlere ithafen, Bakın Ermeniler kerdeşlerinize ne yapıyor..
http://www.karabakh.co.uk/video2.shtml

 
4月22日

Senin İçin Yürüyoruz Kerkük!

 
İLTERİŞ TÜRKÇÜLER TEŞKİLATI olarak 28 Nisan 2007 Cumartesi günü, saat 13.00'da Tandoğan Meydanındayız.
Irak Türkmen Cephesinin organizasyonu ile gerçekleştirilen "Kerkük Mitingi'ne" bütün Türkleri bekliyoruz.
Bu mitingin en büyük özelliği, Dış Türkler'in temsilcisi olan cephenin ilk büyük organizasyonu olması ve başta Türk Dünyası olmak üzere, tüm yabancı ülkeler ve basın tarafından da takip edileceğidir.
Bu miting ne kadar geniş katılımlı ve büyük olursa, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve de Anadolu Türklüğü'nün dış politikaya karşı gösterdiği duyarlılıkta, o nebzede dikkate alınacaktır.
Tabii ki en önemli yanı ise, bu mitinge gösterilecek ilgi ve katılım Kerkük'teki ve Irak'ın kuzeyindeki Türk Soydaşlarımıza büyük bir moral olacak, yalnız olmadıkları gösterilecektir.

Mitinge katılım için;  saat 11.00'da Konur 2 sokak Çırağan apt. 63/4 Kızılay adresinden topluca hareket edilecektir.
 
İLTERİŞ TÜRKÇÜLER TEŞKİLATI